Kitaplığım etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kitaplığım etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

17 Nisan 2015 Cuma

21 Kır Çiçeği Tepesi


Kimberley Freeman’ın Kır Çiçeği Tepesi, büyüleyici, etkileyici ve dokunaklı bir kitap...
Bazı kitaplar var ya filme dönüştürülen..Bence bu kitap bir film olsaydı insanlar televizyonun başından kalkamazdı..Eski tarihte yaşanılanlar ve yeni tarihte yaşanılanlar arasında gidip gelen, sürükleyici, merakla okuyacağınız bir kitap.

Balerin olan Emma, nın büyükannesi Beattie'nin hayatındaki gizemli dünyayı araştırmasından oluşuyor. Çok dokunaklı bir aşk öyküsü sarıyor, Kah ağlıyor kah mutlu oluyorsunuz.


Hikayeye dahil oluyor ve hayaller kurarak devam ediyorsunuz.




ARKA KAPAK YAZISI

Bazen kader, hayatımızdaki kişilerle sınar bizi.
Ki hayaller bu sınavı geçmek için yeterli değildir...
1929 yılında Glasgow'da yaşayan genç, güzel Beattie'nin büyük hayalleri vardır, ta ki evli sevgilisi Henry'den hamile kalana kadar... Çocuğunu evlatlık vermek üzere dünyaya getirmeden hemen önce Henry karısını terk edip Beattie ile birlikte Londra'ya kaçmaya karar verir. Orada kendilerine yeni bir hayat kuracaklardır.
Tam seksen sene sonra kader, Beattie'nin torunu Emma'ya oyununu oynayacaktır. Ünlü bir balerin olan Emma, geçirdiği sakatlık nedeniyle kariyerinden vazgeçerek aile bağlarının olduğu Avustralya'ya dönmek zorunda kalır. Büyükannesinden ona kalan çiftliğe vardığında, tek amacı oradaki eşyaları düzenlemektir. Ancak dört bir tarafı sararmış fotoğraflar ve eski mektuplarla çevrili olan Emma, geçmişin tozlu sayfalarında kalan bir aile sırrını çözmeye çalışırken bulur kendini. Emma attığı her adımda büyükannesiyle kaderlerinin nasıl da bir örüldüğünü keşfedecektir.

Kır Çiçeği Tepesi, yalnızca iki kadının hikâyesini barındıran yürek burkan bir roman değil, ayrıca insanın elindeki gücü ve bu gücü keşfettiğinde neler yapabileceğini ortaya koyan bir başyapıt.

2 Mart 2015 Pazartesi

11 Cennetin Rengi


Merhaba kitap okumaya ara vermiştim ama yeniden başladım. Okumadan yapamıyorum, kendimi kaptırınca da üst üste sarıyor. Birinin etkisi geçmeden diğerine başlıyorum..

Cennetin Rengi Arkadya yayınlarından çıkmış. Kapak fotosuna bayıldım. Serinin ilk kitabı diğerini de mutlaka okumalıyım..

Kitap çok akıcı, betimlemelerden uzak hızlıca anlatıyor konuyu. Gereksiz betimlemeleri sevmeyenler için ideal.

 Sophie' nin çok sevdiği eşi ve dünyalar tatlısı kızıyla çok mutlu olduğu bir ailesi vardır. Ve bir gün canından çok sevdiği kızıyla ilgili duyduğu kötü haberlerle, bir mücadeleye başlar. Burası beni çok etkiledi. İnsanın çocuğuyla ilgili yaşadığı sıkıntılar başına gelebilecek en kötü şeyler arasında bence..

Kitabın bir bölümü Sophie' nin ağzından, bir bölümü annesi Cora' nın ağzından kaleme alınmış. İki farklı hayat öyküsünde buluyorsunuz kendinizi. Aradaki geçiş bir mucizeyle verilmiş. Bu mucize şaşırtıyor, kitap bitince de etkisinde kalıyorsunuz. Acaba bu yazarın hayatından geçen gerçek bir olay mı diye düşünmeden kendinizi alamayacaksınız.

Yine iki günde bitirdiğim akıcı, hayatın içinden, aşk ve dram kokan bir hikaye..


ARKA KAPAK YAZISI

Sophie Duncan herkesin hayalini kurduğu bir hayatı yaşıyordur. Başarılı olduğu bir işi, mutlu bir yuvası ve bu yuvayı neşesiyle taçlandıran bir de iki yaşında kızı vardır. Ancak bir gün aldığı bir haberle tüm dünyası altüst olur. O zamana kadar yaşadığı hayatın bir yalandan ibaret olduğunu anlayan Sophie, artık kaderini karşılama vaktinin geldiğinin farkındadır. Yok saydığı annesiyle yüzleşerek geçmişindeki sırların kilidini açacaktır. Ve öyle bir an gelecektir ki gerçekten yaşamakla sevmenin ne demek olduğunu doğaüstü bir olayla keşfedecektir. 

Cennetin Rengi her zaman umut vardır dedirten muhteşem bir hikâye. Aşkın gücünü, kendini yeniden keşfetmeyi, kalp kırıklığını ve iyileşmeyi anlatan bu romanı okurken, sayfaların akıp gittiğini anlayamayacaksınız.

 "Bu kitap tam anlamıyla yürek burkuyor." Romantic Times

10 Ocak 2015 Cumartesi

1 Pembe ve Yusuf

 Kitap çok duygusal..Konusu güzel ama kitabın ismi hatalı bence Pembe ve Yusuf hikayesi çok geç başlıyor. Keder'in hikayesi baştan sona kadar. KEDER olsaymış ismi daha iyi olurmuş. Ama yazarın Issız Erkekler Korosu kitabının devamı gibi olduğu için böyle olmuş olabilir.

 Oğlu olmasını isteyen erkeklerin kızlarına iyi davranmaması, hatta yok sayması.Kadının söz hakkı olmadığı bir dünya..Acı dolu bir hikaye..
Çok akıcı günlük bir dil kullanılmış, hemen bitiveriyor kitap..


 ARKA KAPAK YAZISI

Ne benim sözüm geçer bu iklimde Ne de senin Böyle gelmiş böyle gider Son söz TÖRE'nin!
Birbirlerine delicesine düşkün iki kardeşin,
Pembe ile Yusuf'un sızılı ve çarpıcı öyküsü.
Ezenler ve ezilenlerin amansız savaşımı.
Üzerinde yaşadığımız coğrafyanın değişmez kaderi...

Törenin kara gölgesi renklerin üzerine çökerken, içlerinde en gariban gördüğü "pembe"ye vermişti önceliği. Soluğu kesildi "pembe"nin, beti benzi attı. Güzelim rengini yitiriverdi. Varlığını sürdürmekle yok olmak arasındaki ince çizgide asılı kaldı. 

Tıpkı yaşamın içindeki gerçek PEMBE'ler gibi...

20 Aralık 2014 Cumartesi

8 SENDEN ÖNCE BEN



Bazı kitaplar durup düşünmenizi ve kendi hayatınızı ya da bir konuya bakış açınızı sorgulamanızı sağlar.Bu kitapta da kendinizi karakterlerin yerine koymamanız imkansız.Hayatınız bir anda değişirse neler yapacağınızı düşünüp duracaksınız.


Küçük bir kasabada sade bir hayat yaşayan fakat renkli bir karaktere sahip olan bir kız ile bir zamanlar hayatı doya doya yaşamış olan fakat geçirdiği kaza nedeni ile tekerlekli sandalyeye mahkum olan ve dahası hayata küsmüş olan bir adamın yolları kesişiyor. 

Mutlu sonla bitmeyen bir yeşilçam klasiği gibi:))

Çok romantik bir aşk öyküsü.Lou Clark ve Will Traynor kalbinizi ele geçirecek ve kitap bittikten sonra da orada kalmaya devam edecek.




ARKA KAPAK YAZISI



Birbirlerine aşktan başka verecek hiçbir şeyleri yoktu...
Yaşamın ince detayları Loudan sorulur. Otobüs durağıyla ev arasında kaç adım var? Çalıştığı kafeye gelip gidenler nasıl bir hayat yaşıyor? Parlak yeşil elbisenin altına ne renk külotlu çorap giyilir? Onda bu soruların hepsinin cevabı var. Kolayca mutlu olabildiği küçücük dünyasında bilmediği tek şey hayatın çok daha karmaşık soru ve cevaplarla dolu olduğu...

Geçirdiği motosiklet kazasıyla hayatı altüst olan Will uzun süredir karmaşık sorularla meşgul. Bu hayatta diğer insanları mutlu eden küçük şeyler ona biraz olsun keyif vermiyor. Çevresindeki tüm renkler birden griye dönmüş ve böyle bir umutsuzluk içindeyken yapabileceği tek şeyin hayatını sonlandırmak olduğunu düşünüyor.

Peki, asık suratlı, aksi ve geçimsiz Will, Lounun rengârenk yaşamıyla karşılaşırsa neler olur?

Mucizelere inanmıyorsanız durup bir kez daha düşünün...

"Sakin Son Bölümleri Otobüste Giderken Okumayin. Ağlamamak için kendinizi tutmaya çalışırken bir enkaza dönüşebilirsiniz."
Tracy Williams

"Bu kitabı okuyunca duygudan duyguya koşacağınız bir lunaparka girmiş gibi oluyorsunuz. Okurken dünyayı ve zamanı durdurmak isteyeceksiniz."
Dooster

"Arkadaşların elden ele dolaştıracağı bir roman olacak. Moyes karizmatik, gerçekçi ve çarpıcı karakterler yaratmayı çok iyi biliyor."
The Independent

"Sizi bu kadar içine çekecek başka bir kitap bulmanız çok zor. Yıllardır okuduğum en güzel kitap."
Gill B.

"Bu hikâyeyi kitap bittikten çok uzun bir süre sonra bile hatırlayacak, her daim yanınızda taşımak isteyeceksiniz."
Romantic Book Lover


11 Aralık 2014 Perşembe

4 EVDEN ÇOK UZAKTA




 Kristin Hannah' ın tüm kitaplarını okumanızı tavsiye ederim. Okurken kendinizi, yaşantınızı sorgulatan duygu yüklü kitaplar. Başladığınızda elinizden bırakamıyorsunuz, gözleriniz dayanamıyor ve yaşları bırakıveriyor. 

Genellikle 2 günde bitiriyorum ben..Bu kitabı da çok sevdim. Jolene ile savaşa gittim,  savaşın acımasız hallerini, hayatta bazı şeylerin değerini kaybedince anladığımızı gördüm. 

Aşk yok mu diyenler için kitapta tabii ki aşk da var. Başlarda çok kızdığım Jolene'nin kocası 
Mİchael 'i sonradan sevmeye başladım.

Doğal uslubu ve akıcı bir dili olan bu kitabı çok beğeneceğinize eminim.
 

 ARKA KAPAK YAZISI


Yirmi yıllık evlilikleri bitme noktasına sürüklenirken birçok çift gibi Michael ve Jolene de çocuklar, kariyer, fatura, ev işleri gibi günlük yaşamın sıkıntılarıyla uğraşmak zorundadırlar. Ancak hayatları beklenmedik bir biçimde değişir, ailenin direği olan Jolene tehlikeli bir savaşa doğru ilerlerken, kızlarına tek başına nasıl ebeveynlik yapacağına dair en ufak bir fikri olmayan Michael evde kalır. Bir anne olarak ailesinden uzak kalmak Jolene için çok ıstırap vericidir ancak bir asker olarak da sorumlulukları vardır. Savaş Jolene'i hiç kimsenin öngöremediği biçimde değiştirecek, Michael ve Jolene'in en büyük korkularıyla yüzleşmelerini sağlayacaktır.

Kristin Hannah bu duygusal kitabında, âşık ve birbiriyle savaş halinde bir karı kocanın ilişkisine yoğunlaşarak sıkıntılı bir evliliğin mahrem topraklarında geziniyor...

Seni artık sevmiyorum. Dev bir dalga gibiydi o cümle, hiç umulmadık bir anda gelen, binaları temelinden yıkıp evleri un ufak eden bir dalga gibi...

"Cesur, gerçekçi ve düşündürücü bir roman.
Kristin Hannah tüm kalbiyle yazan şefkatli ve inandırıcı bir yazar."
Luanne Rice

"Evden Çok Uzakta önce kalbinizi kıracak, sonra da sizi iyileştirecek."
Janis Owens

"Bu kitap beni çok derinden etkiledi, herkese şiddetle tavsiye ediyorum."
Francine Mara

5 Aralık 2014 Cuma

9 İNCİR KUŞLARI



Bu kitap tamamen gerçeklere dayanıyor. 
Yazar Sinan Akyüz bosna-hersek türkiye maçına gittiğinde halide hanımla tanışıyor.Eskiden yaşananları anlatıyor Halide Hanım Suada'nın ve diğer kadınların başından geçenleri. Yıllar sonra yazar peşine düşüyor bu hikayenin.Halide hanımı arayıp "Suada hanımla bizi görüştürür müsünüz" diyor.Israrcı hareketleri sonucunda görüşmeyi başarıyor. Üç gün kapıda bekledim diyor yazar benimle konuşmaları için.

Sırpların boşnak müslümanlara yaptığı bir soykırım,savaşın acı gerçekleri ve bir aşk hikayesi.
İnsanın kanını donduran şeyler ve muhteşem bir aşk yaşanıyor. Ağlaya ağlaya okudum inanın.Ve tabii savaş olmasın diye dua ederek..

İki günde bitiverdi kitap..Ben de bittim tabiii, yani duygu yönünden. Yazar kitabı Suada'ya göndermiş ama cesaret edip okuyamamış:(((

 Gerçekten insanın yüreğini acı gerçekliliğiyle sızlatan, akıcı diliyle bir solukta okunan harika bir kitap. Kitaptan bazı notlar...

 Suada' nın parmağına taktığım yüzükle ,varlığımı onun bedenine örmek istedim sadece..

"Sus!" dedi sesini ilk kez yükseltirken bana."Sus! bu ayrılık gününde ölümden bahsetme bana.Sen benim vazgeçilmezimsin. Ay yüzün giderken ışıklar saçsın içime.Sus! Kara bulutların gölgesini düşürme yüreğime. "


"Ben de seni bekleyeceğim," dedim ağlarken."Seni beklerken de hasretinle yanan dudaklarımın arasından senin yüreğine kendi yaşam özümden üfleyeceğim.."


ARKA KAPAK YAZISI

Sinan Akyüz'den Yüreğinize Dokunacak Bir Kitap!

Boşnak Kızın Bir Solukta Okunan Gerçek Hikâyesi...
 Aynı ırktan geliyorlardı. Aynı dili konuşuyorlardı. Bir tek dinleri farklıydı. Biri Müslüman Boşnak genci, diğeri ise Hıristiyan Sırp'tı. İkisi de konservatuardaki aynı Boşnak kızına âşık olmuşlardı. Ve bir gün bu iki genç, güzeller güzeli Suada'ya aşklarını ilan ettiler. Ancak gençlerden biri aşkına karşılık bulmuş, diğeri ise "Kalbimde iki kişiye yer yok" cevabını almıştı. 

Takvim yaprakları 6 Nisan 1992'yi gösterirken bir bomba düştü beyaz zambakların açtığı yüreklere… Suada patlak veren savaşın estirdiği rüzgârda âdeta savrulan bir yaprak gibiydi. Savruldu, savruldu, savruldu... Sonra da kader onu bir zamanlar 'hayır' dediği genç adamın eline esir düşürdü.

Genç adam, o gün ela gözlü çöl ahusuna bakmış "Kader bizi ne inanılmaz bir şekilde birleştirdi, görüyor musun Suada?" demişti. Modern zamanlarda Avrupa'da yaşanmış bir soykırımda, kadere inananların romanıdır İncir Kuşları... 

Bu kitap tamamen gerçeklere dayanmaktadır...

28 Kasım 2014 Cuma

14 BEYOĞLUNUN EN GÜZEL ABİSİ



Ahmet Ümit okuduğum diğer kitaplarında olduğu gibi bunda da akıcı günlük bir dil kullanmış. Ahmet Ümit dışında polisiye roman okumuyorum.. Sanırım bu işi biliyor, hiç sıkıcı gelmiyor..
Hikayenin içinde sizde geziyorsunuz. İpuçlarını takip edip suçluya ulaşmaya çalışıyorsunuz..
Bir anda dedektif gibi hissediyorsunuz kendinizi.:)
Kitapta sosyal olaylara da değinmiş. Gezi olayları gibi.. Arka sokaklarda neler yaşandığını kimleri nasıl etkilediğini gözler önüne seriyor..

Okumanızı tavsiye ederim ..Tabi okumadıysanız önce İstanbul Hatırası kitabını okuyun..


ARKA KAPAK YAZISI

Yılbaşı gecesi işlenen bir cinayet... Tarlabaşı'nın arka sokaklarında bulunan bir erkek cesedi. Öldürülmüş erkeklerin en yakışıklısı, belki de en kötüsü. Karanlık sırların ortaya çıkardığı utanç verici bir gerçek. Gururlarının kurbanı olmuş erkekler, onların hayatlarını yaşamak zorunda olan kadınlar. Bu cinayetler yatağında, bu kötülükler bahçesinde, bu insan eti satılan can pazarında masumiyetini korumaya çalışan bir adam. Bir zamanlar İstanbul'un en gözde yeri olan Beyoğlu'nun hazin hikâyesi.

Karanlık... Soğuk havayla iyice ağırlaşan bir karanlık. Uzaklardan şarkılar geliyor kulağına, neşeli kadın çığlıkları, ayarını yitirmiş sarhoş naraları, biri küfrediyor belki ana avrat, belki ağlıyor biri hıçkıra hıçkıra, belki biri sessizce ölüyor bu gürültünün, bu hengâmenin ortasında. Umurunda değil. Hepsinden sıyrılmış, sadece öfke...

Nereye gittiğini bilmeden yürüyor, nefret tarafından kuşatılmış olarak. Kıskançlık denen o canavar, çelikten pençesine almış yüreğini, habire sıkıyor. "Kadınlar," diyor bir ses zihninin derinliklerinden... "Kadınlar, onlarla oynayamazsın... Oynadığını zannedersin ama bir de bakmışsın, asıl oyuncak sen olmuşsun." Hayatına giren kadınların yüzleri beliriyor sokağın zemininde. Birer birer düşüyor görüntüleri ayaklarının dibine. Hepsinin boynu bükük, hepsinin gözlerinde keder. Hepsi üzgün... Aldırmıyor, bir su birikintisiymiş gibi basıp geçiyor üzerlerinden ama yeniden düşüyor görüntüler zemine. "Kadınlar," diyor o ses yine, "Kadınlardan asla kurtulamazsın, hayaletleri hayatın boyunca seni takip eder."

21 Kasım 2014 Cuma

5 BİR TUTAM GÜNDÜZ BİR TUTAM GECE



 Zamanla ayrı düşmüş, birbirlerinden uzaklaşmış iki kız kardeş...
 Biri doğup büyüdüğü kasabada kalmış ve oranın polis şefi olmuş Ellie. Diğeri kendini hiç bir zaman doğduğu kasabaya ait hissetmemiş ve ilk fırsatta oradan uzaklaşmış uzman bir çocuk psikiyatrı Julia. Ancak tedavi ettiği bir çocuk yüzünden, yıllarca uğraşarak edindiği mükemmel kariyeri lekelenmiş. Julia, gözden düşmüş kariyeri ve yapayalnız geçen hayatıyla ne yapacağını düşünürken ablasının ricası üzerine doğduğu kasabaya geri dönüyor. Ablasının bulduğu kayıp bir çocuk sayesinde yeniden hayatını, kariyerini, ablasıyla ilişkisini ve kırılmış kalbini onarma fırsatı buluyor. Küçük kızın başına gelenler çok acı. Julia ve Ellie kıza yardımcı oluyorlar.
 Zaman zaman gözleriniz doluyor, merakla okuyorsunuz kitabı..




ARKA KAPAK YAZISI

Büyülü bir ormanın sonsuz karanlığında saklanan mucizevi bir inci…
Yağmurlu bir günde, dehşet içindeki bir kız çocuğu kasabadaki bir ağacın dallarına sığınmış halde bulunur. Kimsesi olmayan bu küçük orman kızının karanlık geçmişi, parçalanmış bir ailenin kaderini değiştirecektir.
Kariyerinde yaşadığı büyük skandalın ardından şehirden uzaklaşıp kasabasına geri dönen psikiyatr Julia ve yaşadığı küçük çevrede gerçek aşkı hiç tatmamış ablası Ellie, ailesi bulunana kadar Alice adını verdikleri küçük kızın bakımını ve tedavisini üstlenirler. Alice için gösterdikleri fedakârlık ve çaba, iki kız kardeşi yakınlaştırıp geçmişte kendilerine bile itiraf edemedikleri sırların gün yüzüne çıkmasına yol açar. Julia ve Ellie hayatlarında eksikliğini hissettikleri her şeyin aslında çok yakında olduğunu keşfederken sevginin, umudun ve bir aile olabilmenin anlamını yeniden öğrenirler.
“Göz alıcı, vahşi ve capcanlı bir roman.
Kristin Hannah her cümleyi sevgiyle kuruyor.”
-Luanne Rice -
“Hannah insan ruhunun derinliklerine dokunuyor. Ümit ve neşe dolu.”
-Romantic Times-
“Daha en baştan zihninizi kuşatıp sevgi, aşk ve şefkat hisleriyle içinizi ısıtacak bir hikâye.”
-Southern Pines Pilot-



13 Kasım 2014 Perşembe

9 YAĞMUR SONRASI



 YAĞMUR SONRASI


 Romantik aşk romanlarının sevilen ismi Sarah Jio Yağmur Sonrası romanı ile yine okurlarına mükemmel bir duygusal aşk hikayesi sunuyor. Sarah Jio Yağmur Sonrası (The Bungalow) fikri ortaya çıktığında, balayı fotoğraflarına bakıyormuş. 2001’de, Tahiti yakınındaki küçük bir ada olan Moorea’da kıyıda bir bungalovda balayı yapmışlar.

 Yıllar geçse de unutulmayan aşklar, yüreğe gömülen sevgiler… Gençlik yıllarını hatırlatan bir mektup, Tahiti’den Seatle’a gelir. Anne Cloway, Tahiti ismini görünce bile heyecanlanır. Anne’nin torunu büyükannesini bu kadar heyecanlandıran mektubun gizemini merak eder. Bunca yıl kimselere anlatmadan olayı yüreğinde taşıyan Anne Cloway, tüm yaşadıklarını torunu tennifer’e anlatmaya karar verir.

Anne Calloway savaş zamanında hemşirelik yapmış ve yaşadıklarının acısı ile yıllardır depresyonda olarak yaşamış yaşlı bir kadındır. Yıllardır ne yaparsa yapsın hafızasından yaşadığı anıları bir türlü silememiş ve bunun acısı ile yaşamıştır. Bir gün eline bir mektup geçer ve geçmişi daha da canlı olarak karşısına çıkar. Fakat bu kez acı çekmek yerine içinde bir umut yeşermiştir.

Güzel bir aşk romanı okumak isteyenler için ideal bir kitap...
Bora bora adası

Arka Kapak Bilgisi


II. Dünya Savaşı'nın tam ortasında yaşanan yasak aşk ve işlenen korkunç bir cinayet...

Umut tükenmiş gibi görünse de ikinci şans her zaman vardır... Ya yoksa?

Anne Calloway ne kadar çabalasa da yetmiş yıldır peşinden gelen anıları bir türlü aklından silemiyordur. Bora Bora Adası'ndan adına gelen gizemli bir mektup ise adeta kapanan yarasını yeniden açar.

1942 yazında, II. Dünya Savaşı'nın en hararetli zamanında Bora Bora Adası'nda görev almak için orduya hemşire olarak katılan Anne, genç, güzel ve nişanlı bir kadındır. Ancak orada hiç hesap etmediği bir durumla karşılaşır. Aşk… Kalbini tutkuyla dolduran, yakışıklı asker Westry Green'e karşı koyamaz. Kısa sürede aşkları, adadaki amber çiçekleri gibi filizlenirken, sazdan çatısı olan bir bungalovun altında gizli bir dünyayı paylaşırlar. Ta ki bir gece tüyler ürperten bir cinayete şahit olana kadar... Savaş rüzgârıyla ayrı yerlere savrulan çift, bir daha asla bir araya gelemez. Peki Anne, onca sene sonra çıkagelen bu mektubun izinden gidip taşıdığı vicdan azabını sonlandırabilecek midir?

Ya siz, araya zaman, mekân, kişiler girse de gerçek aşkın peşinden gitmeye cesaret edebilir misiniz?
Mart Menekşeleri ile gönüllere taht kuran Sarah Jio'dan muhteşem bir başyapıt... Yağmur Sonrası ile tutkunun zaman tanımayan öyküsünü okurken, gözyaşlarınıza hâkim olamayacaksınız.

"II. Dünya Savaşı'nda Pasifik'in tam ortasında kalan, yürek burkan muhteşem bir aşk hikâyesi."
Kristin Hannah

5 Kasım 2014 Çarşamba

12 BİR CİHAN KAFES



 BİR CİHAN KAFES






Samire, Yaşar ve Lorin....
Birbirine sirayet ettirdikleri mutsuzluklarıyla üç kadın..
Birbirine çok yakın ama aslında çok yabancı üç kadın...

Kitabın başında üç ayrı dünyadan bahsediliyor izlenimi oluşturuyor ,kitabın sonuna doğru bütünleşiyor hikayeler.. Hayatı sevgisizlik, güvensizlik ve acı dolu kadınlar...

Kendinizden bir şeyler buluyorsunuz romanda. Çabucak bitiveriyor (iki günde bitti). Merak uyandırıyor insanda. Hoşuma gitmeyen tek yönü betimlemelerin çok fazla olmasıydı. Aslında süslü sözleri, betimlemeleri severim romanda. Hayretler içinde kalırım , nasıl da güzel bahsetmiş yazar diye..Ama İclal AYDIN her cümlede yapmış neredeyse..Buna rağmen beğendim kitabı çok güzeldi.Yazarın kalemine sağlık...

                                                               


                                                                  ARKA KAPAK YAZISI

Zorba, itaatkârın üzüntüsüyle beslenir...

"Sevgin direğimiz, üzerimize saldığın korku çatımız olmuş meğer. Mutsuzluğumuzdan örülü bir devlet yaratmışsın hepimize.

Sen en çok beni severdin ya.

En çok beni köle yapmışsın kendine." Samire, Yaşar, Lorin.

Birbirlerinin gölgesinde saklanan, birbirlerinin masalını yazan üç küskün kadın.

Yaraları doğuştan, lanetleri miras...

Yalnızlığın kuyusunun başından ayrılmadan, kederlerinin yankısını dinlediler.

Her masalın sonu gece değildi elbet.

Üç, ikiden ve dahi birden iyiydi.

Ve her yanlışın doğrusu kendi içinde gizliydi.

Kanadı kırık üç kadın, ödedikleri ağır bedellerin karşılığını, içinde çırpınıp durdukları, kapısı açık olsa da çıkıp gidemedikleri gölge kafeslerinde bekledi. İhtiyaç duydukları inanç, temize çekecekleri geçmişte saklıydı.

2 Kasım 2014 Pazar

9 BÖĞÜRTLEN KIŞI

BÖĞÜRTLEN KIŞI


           Uzun zamandır ara vermiştim kitap okumaya tabii istemeyerek. Kitap okumak bir terapi gibi geliyor, çok seviyorum, zevk alıyorum.. Her kitap içine alıyor, her karakterle ayrı bir yolculuğa çıkıyorum. Bir bakıyorsun ağlıyorum, bir de bakmışsın gülüyorum.. Tam olarak yaşıyorum kitabı...

           Uzun zamandır okuduğum en duygusal , en içime işleyen kitaptı özetle benim için "Böğürtlen Kışı." Hikaye iki farklı dönemde geçiyor. İlki günümüzde, diğeri ise 80 yıl öncesinde. İkisi de hüzünlü, ikisi de annelik üzerine kurgulanmış acı dolu hikayeler…Meraklandırdığı için bir an olsun elinizden bırakamıyorsunuz.

         İlk sayfayı okuduğumda boğazımda bir şeyin oturduğunu hissettim gözlerim doldu adeta.. Küçük bir erkek çocuğu kayboluyor hikayede , eğer anneyseniz bu durum sizi çok derinden etkiliyor..Vera' nın çaresizliği, evlat acısı çekmiş Clair' in umutlu araştırması ve bu kadar üzülmeden sonra yüzünüzde bir gülümseme bırakacak kadar iyi bir son sizi bekliyor olacak.
       
           Tavsiye ederim. Gerçekten güzel, sıkmayan, kısa sürede biten, merak ettiren, bakış açısına göre mutlu sonla biten başarılı bir kitaptı.

         Bana bu kitabı tavsiye eden Zeynep  e teşekkürler..


KİTABIN ARKA SAYFA YAZISI
Kalbinizin derinliklerine işlenen acıyı, tek kelimeyle nasıl dile getirirsiniz?
"Canım Daniel'ım,
Kaybolduğun gün dünyam sona erdi, canım oğlum. Seni her kim alıp götürdüyse, seninle birlikte kalbimi, hayatımı da çaldı. Ben senin gülümsediğini görmek, kahkahalarını duymak, mutluluğunu paylaşmak için yaşıyordum…"
Vera Ray 1933 yılının o karlı mayıs akşamında üç yaşındaki oğlu Daniel'ı son kez öptüğünü bilmiyordur. Her ne kadar oğlunu yalnız bırakma düşüncesinden nefret etse de hayatlarını devam ettirmek için çalışmak zorundadır. Tek avuntusu, gün ağardığında küçücük oğluna sarılacak olmasıdır. Ancak Vera geri döndüğünde karşılaştığı manzara, Daniel'ın boş yatağıdır. Bir de karlar içine gömülmüş olan oyuncak ayısı…
Seksen sene sonra Seattle yine mayıs ayında karlar altındadır. Köklü bir gazetede muhabir olan Claire Aldridge, bu doğaüstü olayı haber yapacaktır. Araştırmalarına devam eden Claire, küçük çocuğun bu zamana kadar sonuçlanmamış kaçırılma davasıyla karşılaşır. Evlat kaybetmenin ne demek olduğunu çok iyi bilen Claire, bu olayı çözmeye karar verir. Ancak çözdüğü her düğümün, onu Vera'yla olan bağlantısına yaklaştırdığından habersizdir…
Böğürtlen Kışı aşkı, umudu ve umutsuzluğu derinden anlatan muhteşem bir kitap. Bu öyküyü yüreklerinizden kolay kolay silip atamayacaksınız.

Ana Sayfa
Blog Tema Tasarım : Sosyal Medya Kafe
SEVDİCANN COPYRİGHT © 2014 TÜM HAKLARI SAKLIDIR.BLOGUMDA YAYINLANAN YAZILARIN VE RESİMLERİN İZİNSİZ KULLANILMASI 5846 SAYILI FİKİR VE SANAT ESERLERİ YASASINA AYKIRIDIR.